Kırca Yapı’nın kurucusu Emre Küçükkırca beyin göçünü...

Kırca Yapı'nın kurucusu Emre Küçükkırca beyin göçünü tersine çevirdi

Kırca Yapı'nın kurucusu Yüksek İnşaat Mühendisi Emre Küçükkırca inşaat sektöründe adeta ezber bozuyor. ABD'de master eğitimini tamamlayan Küçükkırca, 8 yıl bu ülkede dev projelere imza attıktan sonra birikimlerini Türkiye'de kullanmak için dönüş yaptı.

10 Mart 2017 - 20:55 - Güncelleme: 12 Mart 2017 - 15:25

Boğaziçi Üniversitesi'ni bitirdikten sonra master için ABD'ye giden Emre Küçükkırca, daha sonra bu ülkede 8 yıl boyunca dev projelere imza attı. Otel, okul ve metro inşaatları gibi projelerde yer alan Küçükkırca, daha sonrasında ise bu birikimlerini Türkiye'ye aktarmak için ülkesine geri döndü.

projemlak.com'un sorularını cevaplandıran Küçükkırca, emlak seferberliği kampanyasından kentsel dönüşüme, İstanbul'da beklenen olası bir depremden KIRCA Yapı'nın yeni projelerine kadar birçok konuda açıklamalarda bulundu.

240 ay vadeli konut kampanyasını olumlu bulduğunu belirten Küçükkırca, şuan en çok kazandıran yatırımlardan birinin konut almak olduğunun altını çizdi. Deprem riski konusunda da açıklamalarda bulunan Küçükkırca, yönetmeliğe uygun yapılan yeni binaların olası 7 şiddetindeki bir depreme dayanabileceği görüşünde olduğunu ifade etti.

İşte Kırca Yapı'nın kurucusu Yüksek İnşaat Mühendisi Emre Küçükkırca'nın projemlak.com'a yaptığı o açıklamalar:

Öncelikle KIRCA Yapı’dan ve kendinizden biraz söz eder misiniz?

2006 yılında Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Fakültesi bölümünden mezun oldum. Mezun olduktan sonra bir yıl boyunca Türkiye'de proje ve uygulama şirketlerinde çalıştım. Sonrasında Amerika Birleşik Devletleri’nin en saygın üniversiteleri arasında bulunan University of Wisconsin-Madison’da master eğitimimi tamamladım. Belli bir süre daha ABD’de kalıp tecrübelenmenin önemli olduğunu düşündüm. Daha sonra ABD’nin Seattle şehrine geçtim. 7 sene de orada kaldım. Amacım orada olan ancak Türkiye’de olmayan uygulamaları görüp, öğrenip ülkemde uygulamaktı. Toplamda 8 sene ABD’de kaldım. 2015 yılında Türkiye'ye kesin dönüş yaptıktan sonra KIRCA Yapı’yı kurdum. 1.5 yıldır da KIRCA Yapı ile Türkiye inşaat sektörünün içindeyiz.

"BEYİN GÖÇÜNÜ TERSİNE DÖNDÜRENLERDENİZM"

Şuanda KIRCA Yapı ve şahsım olarak ABD’de bir proje ve yatırımımız bulunmuyor. Türkiye’ye odaklanmış durumdayız. Sonuçta sektör global bir sektör. İleride yurt dışında da yeni projelerimiz olabilir. Ben beyin göçünü tersine döndürenlerdenim. 2007 yılında yurt dışına giderken kaçarak gitmemiştim. ‘Gidip tecrübelenip geleceğim’ demiştim. Ben 4-5 senede dönerim diyordum ama dönüşüm 8 seneyi buldu.

Konut satışlarının 2017 yılında nasıl bir seyir izlemesini bekliyorsunuz?

Türkiye’de inşaat sektörü zorlu bir sektör. Daha az kurallı olması açısındna daha zor. Aslında bir sürü şeyde bu kuralsızlıkların getirdiği kolaylıklar da oluyor. Türkiye’deki kuralsızlığın avantajları var denebilir. Bazı işler daha kolay yürüyor. Ancak ekonomik olarak sıkıntılar var. 2016 Türkiye için parlak geçmedi. 2017’nin ilk ayları da aynı şekilde devam ediyor. Şimdi referandum süreci bekleniyor. Herkesin ümidi Türkiye’nin üzerindeki yavaşlığın ve durgunluğun kalkması yönünde. Güçlü olan firmalar kalacak, zayıf olanlar bu durgunlukta silinecekler. Elinizde yeterli sermeye yoksa satışlarınız yavaşlayınca kendinizi döndüremez hale geliyorsunuz. Türkiye’deki küçük ve orta boyutlu işletmelerin en büyük sıkıntıların birisi bu gibi gözüküyor.

"KONUT ALMAK ŞUANDA EN İYİ YATIRIMLARDAN BİRİSİ"

Emlak Konut GYO öncülüğünde başlatılan ve 240 ay vade imkânını da içeren kampanyayı olumlu buluyor musunuz? Bu kampanyadaki ödeme koşulları sizce vatandaşlar için uygun mu?

Ekonomiye hareket getirmesi açısından olumlu bir adım. Ekonomiye katkısı tabi ki olur. Verilen kredi teşviklerin yavaşça piyasanın alt segmentlerine de yayılması gerekiyor. Bu ne kadar yapılabilecek? Bu soru önemli. Şimdi kredi ve destek daha çok büyük projelere veriliyor. Küçük ve orta boyutlu inşaatlarda bu hareketlenme henüz yok. Umudumuz, nisan, mayıs ve haziran aylarında emlak piyasasının da kendi dinamikleriyle birlikte piyasanın hareketlenip ivmelenmesi ve böylece sektörün ayağa kalkması yönünde. Bunun olmaması için de bir neden görmüyorum açıkçası.

Bana sorarsanız şuanda cebinde yeterli yatırımlık parası olan insanlar için konut almak kaçırılmaz fırsat. Türkiye’nin yıllık ortalama enflasyon değerlerine bakınca konut seferberliği kampanyası dahilindeki kredi faiz oranları çok düşük. İstanbul’da son 10 -15 yıllık gayrimenkul değerlenmesine de bakarsak evin değerlenmesinden de para kazanmış oluyorsunuz. Bunu yapınca da risk oranınız çok düşüyor. Ticaret yapmadan yani risk almadan ciddi para kazanıyorsunuz aslına bakılırsa. Buna ek olarak kira geliri de alıyorsunuz. Enflasyondan daha düşük faizle kredi kalıyorsunuz. Üstüne İstanbul’un emlak piyasası değerlenmesini de koyunca şuanda Türkiye’de bundan daha az riskli ama bu parayı getirebilecek yatırım aracı olduğunu pek sanmıyorum. Benim bakışıma göre karlı bir durum.


"KENTSEL DÖNÜŞÜMDE DEVLET DAHA AKTİF OLMALI"

Kentsel dönüşüm projeleri hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Bu konuda KIRCA Yapı olarak vatandaşlara ne gibi hizmetler sunuyorsunuz?

Ben 2015 yılında KIRCA Yapı’yı kurduğumda kentsel dönüşümde daha rahat ilerleyebileceğimi düşünmüştüm. Hala da bu konudaki umudumu koruyorum. Kentsel dönüşümün belli başlı sıkıntıları var. Öncelikle hukuki süreçlerin yavaş işlemesi ve belediyelerin belli noktalarda ellinin kolunun bağlı olması aksaklıklara neden oluyor. Kanuni açıklıklar var. Bu durum işleyişin suistimal edilmesine neden olabiliyor. Süreç çok yavaşlıyor böylece. Dönüşümü zamana yaydığınız zaman da insanlar bundan zarar görebiliyor.

Toplum olarak bizler pek uzlaşabilen insanlar değiliz Asgari müştereklerde buluşma kültürü de bizim karakterimizde pek yok. Bu yapıdaki insanlardan, siz 25-30 tanesine ‘Anlaşalım’ diyorsunuz. Bu en iyi süreçte 1,5-2 yıl alıyor.

İstanbul’da ciddi bir deprem riski var, yapı stoğu eski ve projelendirmeleri çok zayıf. Çoğu binanın projesi yok. Böyle bir alanda aslına bakarsanız kentsel dönüşüm diye ortaya çıkınca çok rahat iş yapılabilir gibi geliyor. Ama işin içine girince engellerle karşılaşıyorsunuz. İşin aslında o kadar da kolay olmadığını görüyorsunuz. Bu noktada ben de İstanbul’un banliyösüne kaçıp arsa alarak devam etmek istedim. Ama kentsel dönüşüm işini bırakmadık tabi ki. Bu konudaki görüşme ve girişimlerimiz sürüyor. Daha çok Kadıköy ve Üsküdar bölgesinde kentsel dönüşüm çalışmalarımız devam ediyor.Yapılanlar aslında tam bir kentsel dönüşüm değil Kent bazında bir şeyler planlanması lazım. İstanbul özelinde çıkarılmış bir kanun var. Bunun handikabı şu: İş ilçe belediyelerinin inisiyatifine bırakıldı. Onlar da bunu insanların inisiyatifine bıraktı. Böyle olunca parsel bazında yenilemeler gündeme geldi. En azından mahalle bazında ya da ada bazında çalışma yapılması lazım. Ancak bunun tamamen devlet eliyle yani belediyelerle yürütülmesi gerekiyor.

Bunlar yapılabilir, zor değil. Hatta şehrin çehresi güzelleştirilerek de yapılabilir. Önemli olan bunun için inisiyatif alınmasıdır. Doğru insanlarla çalışmanız ve halkı işin içine entegre etmeniz lazım. Bilgilendirme ofisleri planlarını açıkça halka anlatmalı ve halkın katkılarını, isteklerini de dikkate almalı. Daha sonrasında müteahhitlerin kapısının çalınması lazım. Şuan ki süreç apartman yenilenmesi gibi duruyor. Kötü mü? Bence değil. İstanbul’daki binaların çoğunluğunun riskli olduğunu biliyoruz ve bunların yenilenmesi gerekiyor.

Siz bu işi piyasaya bırakırsanız, devlet bu işten elini ayağını çekerse, belediye olarak kenara çekilip vatandaşla müteahhit firmayı bir araya getirirseniz müteahhit firma daha çok kar getirecek olan yeden başlar. Tüm İstanbul’un birlikte yapılandırılabilmesi için planlamaya ihtiyaç var. ‘İstanbul’un her hangi bir mahallesini yeniliyorum’ diye çıkarsanız yurt dışındaki mimarlık firmaları zaten buraya koşarak gelir. Siz yeter ki o vizyonu gösterin ve o altyapıyı oluşturun.

Kentsel dönüşümün şehir merkezinde bir rant yarışına dönüştüğüne inanıyor musunuz?

Kentsel dönüşümde ortaya çıkan masrafların bir şekilde ödenmesi gerekiyor. Ancak dönüşüm bölgesinde ikamet eden insanlara seçenek olarak ‘Başka bir noktada yaşayabilir misiniz? Maddi imkanınız bunu karşılar mı? Ya da mahallenizi bırakmak istiyor musunuz? diye sorulmuyor. Ama ne yaparsanız yapın herkesi memnun edecek bir proje de yok. Çünkü söz ettiğiniz binlerce insanın yaşadığı mahalleler. İnsanların proje aşamasına dahil edilmesi ve fikirlerinin alınması gerekiyor ve ona göre bir proje ortaya çıkması gerekiyor. İnsanların büyük çoğunluğunu mutlu edecek projeler yapmak aslında mümkün. Örneğin Üsküdar Meydanı ve çevresindeki düzenlemeler örnek olabilecek bir çalışma olarak gözüküyor. Zaten Başbakanımız da kentsel dönüşüm konusunda belli hatalar yapıldığından söz etti. Önemli olan da bu hataları görüp daha güzelini yapmak için bir çaba sarf etmek. Bana sorarsanız yapmamız gereken şey İstanbul’da büyük çaplı belli bir program çerçevesinde çalışmalar yapılmasıdır. 17 Ağustos depreminin üzerinden 18 yıl geçti. Bu süreçte geldiğimiz nokta çok iç açıcı değil. Önümüzdeki süreci iyi değerlendirmeliyiz. Bunu yapmazsak cezasını yine biz çekeceğiz.


"YENİ BİNALARIN ÇOĞU DEPREME DAYANIKLI"

İstanbul başta olmak üzere olası bir deprem konusunda hazırlıklı olduğumuzu düşünüyor musunuz? Depremin zararlarını azaltmak için yapılan çalışmaları yeterli buluyor musunuz? Bu konuda neler yapılabilir?

Örneğin ABD’de Los Angeles’in doğusundaki fay kırığı ile Kuzey Anadolu fay hattının benzerlikleri çok fazla. O yüzden bu durum örnek gösteriliyor. İstanbul’un depremi yaşayıp yaşamayacağını değil ne zaman yaşayacağını konuşuyoruz. Deprem konusunda belli bir noktaya gelindi. Ama yeterli değil. ABD’deki deprem yönetmeliği 2 ciltlik 380-400 sayfadan oluşurken bizdeki ise sadece 80 sayfa.

Eskiye göre daha iyi bir noktadayız, uygulamalar da düzeliyor. Daha da gelişecek bu durum. Ancak bu iyileşmeler birebir sahaya uygulanmıyor. Ben inşaat mühendisi olduğum için neyin daha kritik olduğunu biliyorum ve bunu uyguluyorum. Ama bunu herkes bilmiyor ve ya da biliyor, önem vermiyor ya da kolaya kaçıyor. Ama yeni binalar projesine uygun yapıldıysa, müteahhidi standart özen gösterdiyse, İstanbul’da olacak 7 şiddetindeki bir depremde bu binaların büyük bir hasar alacağını düşünmüyorum.

Örneğin yapı denetim sistemi geldi. Bu sistemde yapı denetim firmasını müteahhit kendisi seçiyor. Ücreti de belediye ödüyor. Yapı denetim firmasını müteahhit seçtiği için sıkıntı oluşuyor bence. Bunun birbirinden kesinlikle ayrılması gerekiyor. Benim önerim yapı denetim firmaların belediye tarafından atanması, müteahhit tarafından seçilmemesidir. Çünkü aksi halde aranızda ticari bir bağ oluşuyor.

Yeni dönem konut tercihleri ne gibi farklılıklar gösteriyor? Değişen müşteri taleplerine bakarsak sizce yapılan projeler ihtiyaçlara yeterince cevap veriyor mu?

Şuanda açıkçası İstanbul’da benim gördüğün büyük projeler revaçta. Marka konut projeleri ön planda. Bu zamanla değişecek. Bunlar bana sorarsanız İstanbul için doğru projeler değil. Zaten ciddi bir trafik sıkıntısı var. İnsanları bir yere topladığınız zaman bu sorunu çözmek yerine sadece daha büyük sorunlar üretiliyor. Bunun örnekleri de ortada. Maslak tarafında bakınca bunu görüyoruz. İnsanların da banliyölere kaçmak istediğini görüyoruz. Bundan sonraki aşamada ise şehir içinde mahalle kavramını ortaya çıkartan projeler olacak diye düşünüyorum.

Yavaş yavaş insanlarda yeni binalarda oturma bilinci oluştu. Yeni ev almak istiyor insanlar. Deprem konusu da bu durumda önemli bir etken olarak ön plana çıkıyor. Ayrıca artık satın alınan konutlarda otopark olgusu da tercih sebebi oluyor.

Projelerinizde çevre duyarlılığı ve enerji verimliliği konusunda diğer yapılardan ne gibi farklılıklar bulunuyor? Çevre duyarlılığı konusunda Türkiye’deki konut projelerini yeterli buluyor musunuz?

Bizler toplum olarak yeşili seven bireyler değiliz. Yeşili aramıyoruz. İmkan olunca yeşili kapatmaya çalışıyoruz. Herhangi bir mahallede gezince daha çok grinin farklı tonlarını görüyoruz. Bu taleple olacak bir şey. Siz kendi bahçenizi gerçekten bahçe haline getirirseniz yeni binalar da yeşil bahçeler yapar. Siz talep etmiyorsanız karşı tarafın da kolayına geliyor. İstanbul’un kaç tane parkı var ki biz şehirdeki binalardan yeşili korumasını bekleyelim.

Çevre duyarlılığı konusunda yerel yönetimlerin belli şartlar koşması etkili olabilir. Ama tam bir çözüm diyemeyiz. Türkiye’nin bu konuda eksikleri tabi ki var. Geri dönüştürülebilir enerjiyi tabi ki daha fazla kullanabiliriz. Kaldı ki bunların maliyetleri de çok düştü. Ama yeterince tercih edilmiyor. İnsanlar böyle bir şeyin ne kadar faydalı olacağını düşünmüyor. Düşünmediği için de talep etmiyor.

ABD'DE DEV PROJELERE İMZA ATILDI

KIRCA Yapı diğer birçok inşaat şirketinden farklı olarak yurt dışında da projeler üretiyor. ABD’de Seattle ve Hawaii başta olmak üzere uygulamalarınız var. Bize bu çalışmalarınızdan biraz söz eder misiniz?

Hawaii’deki projemiz eyalet başkentinin içinde olduğu adaya yapılacak olan metro hattı ile ilgiliydi. Şehir büyütülmek istendi. Öncelikle metro yapılmasına karar verildi. Metroyu şehrin dışından başlattılar. Bu dönemde çok tartışmalar oldu. Halk görüşlerini bildirdi. Uzun süre tartışıldı. Metro çalışmasının başlandığı yer açıkçası o dönem bir tarlaydı. İnsanlar bunu sorguladı. Öyle bir projede yer aldık. Biz metroyu havadan götürmeye başladık. Hafif raylı bir sistemdi aslında. İlk segmentinde çalıştık. 7-8 km uzunluğundaydı. 30-40 metrede bir kazık ve üzerinde bir kolon olacak şekilde yapılan bir metro sistemiydi. ABD’de çalışma şartları biraz da farklı. İnsanlar sizden iyi, hızlı ve güvenli iş yapmanızı bekliyor. Türkiye’deki büyük projelerde de benzer beklentileri görebiliyoruz. Biz de artık o aşamaya geldik. Bu sevindirici.

Seattle’da ise yeni bir otoban yapımı vardı. Mevcut hattın da genişletilmesi projesinde çalıştık. Olası bir depreme karşı köprülerin analizlerinin yapılması projesinde yer aldık. Köprülerin deprem anında sergileyeceği performansa göre rehalite edilmesi çalışmasını yürüttük.

Ayrıca Seattle’da bir otelin genişletilmesi projesinde de yer aldık. O tamamen denizin üzerinde olan bir projeydi. Seattle bölgesinde ahşap kazıklar geçmişten günümüze sık kullanıldığı için ve bunların yıpranmasından dolayı bu ahşap yapının çelik ve beton kazıklar üzerine oturtulması projesinde çalıştık.

Bunların dışında bir okul projemiz vardı. Yeniden inşası ve spor salonları kazandırılması çalışmasında yer aldık. Bunun dışında küçük bazlı birçok projede de yer aldık. Deprem ve kentsel dönüşüm konusundan bakacak olursak ABD’de de Türkiye’deki çalışmalara benzer projelerde yer aldık.

"BİRİNCİ ÖNCELİĞİMİZ GÜVEN"

Diğer projelerden farklılığınız ve öne çıkan yönleriniz neler? KIRCA Yapı yatırımcısına ne kazandırır?

Müteahhitlik sektöründe benim gördüğüm bir güven eksikliği var. Müteahhit denilince insanların kafasında negatif bir oluşum yerleşmiş. Müşteri olarak yapılan inşaatları kontrol edebilme imkânınız da fazla yok. İnşaat sırasında orada değilsiniz ya da olsanız da sürekli kontrol edemiyorsunuz. Bizim firma olarak birinci önceliğimiz ve insanlara sunduğumu unsur güvendir. Yurt dışında eğitim aldım ve şimdi bilgilerimi Türkiye’de somut girişimlere döndürmeye çalışıyorum. Yaptığımız işi düzgün yapıyoruz, kaliteli yapıyoruz ve güven verecek bir şekilde yapıyoruz. Her kaliteyi her yerde uygulayamıyorsunuz ama bizim mottomuz proje yaptığımız yerdeki standardın en azından bir tık üzerinde olmak.

Örneğin siz Sultanbeyli’de iş yapıyorsanız bölge standardının üzerine bir tuğla daha koyacaksınız ki başka bir proje de bir tuğla başkası koysun. Bu bir rekabet olduğu için insanlar sizin işinizi görüp, bunu talep etmeye başlıyorlar ve çıta böylece yükselmiş oluyor. Bizim inşaat kalitemiz şuan çevredeki projelerin üzerinde. Bu bizim maliyetimizi artırıyor. Kârımız düşüyor ama her şey maliyet demek değil. Müteahhit olarak para kazanıyorsanız yeri geldiğinde belli şeylerden feragat etmeniz gerekiyor.

Son olarak KIRCA Yapı olarak yeni projeleriniz, yatırımlarınız ve hedeflerinizden söz eder misiniz?

KIRCA Yapı’nın büyüyeceğini düşünüyorum. Ne kadar hızlı olur bu Türkiye’nin şartlarına bağlı. Ama daha çok şehir dışında insanların daha rahat ve daha konforlu yaşayacağı projelere imza atmak istiyoruz. Belli bir süre İstanbul içinde olmayı planlıyoruz. Ayrıca Ege Bölgesi’nde ekolojik evler inşa etmek konusuyla ilgili bir düşüncemiz var. Rezidans ve benzeri boyutlardaki inşaatlara girme konusunda ise şuan bir girişimimiz yok.

Emre Küçükkırca kimdir?

Kırca Yapı'nın Kurucusu ve Yüksek İnşaat Mühendisi Emre Küçükkırca 1982 yılında Üsküdar'da doğdu. Emre Küçükkırca liseyi Cağaloğlu Anadolu Lisesi'nde okudu. Daha sonra Boğaziçi Üniversitesi'ne giren Emre Küçükkırca bu okuldan onur belgesiyle mezun olup sonrasında ise Amerika Birleşik Devletleri’nin en saygın üniversiteleri arasında bulunan University of Wisconsin-Madison’da master eğitimini yine onur belgesiyle tamamladı. Saygın (yetkin) mühendislik belgesi, 2012 yılının en iyi projesi ödülü ve 2008 yılında aldığı onur belgesi ise Küçükkırca'nın kazandığı başarılardan bazıları olarak ön plana çıkıyor.

Hobi edinmek için Türkiye’de çok zaman bulamayan Küçükkırca ABD’ye gidince kendine daha çok zaman ayırma fırsatı buldu. ABD'de sporla da ilgilenen Küçükkırca, kayak yapmayı öğrendi. Bateri çalmaktan da zevk alan Küçükkırca, kitap okumayı ve araştırmayı da seviyor. Kısa bir süre futbol da oynayan Küçükkırca'nın DSİ’de bir de basketbol geçmişi var. Bir süre eskrimle de ilgilenen Küçükkırca,  mesleğini severek yapan genç bir girişimci olarak çalışmalarına devam ediyor..

Röportaj: Sümeyra KIRCA- Adem ÖZGÜÇ- projemlak.com

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Ufuk çsğlayan
    3 yıl önce
    Böylesi genç dinamik çalışkan ve hedefine sımsıkı sarılan potansiyellerin yolu açık olsun.Bakkalın kasabın hatta cami imamlarının mütahhit olduğu bir ortamda. Bu bilimsel hedeflerin yolunu açalım. Yolun açık olsun.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Göztepe'nin yeni evi Gürsel Aksel stadı açıldı
Göztepe'nin yeni evi Gürsel Aksel stadı açıldı
Şua İnşaat’tan enerji tasarruflu proje: Elite Concept
Şua İnşaat’tan enerji tasarruflu proje: Elite Concept