"Umumi helalar da Yap-İşlet-Devret kapsamına alınır mı?"

Cumhuriyet Gazetesi yazarı Hakan Özyıldız, Yap İşlet Devret modelinde olup bitenler hakkında bir yazı kaleme aldı. "Ankara'da yap bana ver!" başlıklı yazıda Özyıldız, "Bende çok merak ediyorum, bakalım bu işin sonu nereye varacak?" tespitinde bulundu.


Hakan Özyıldız'ın yazısı şu şekilde:

Cumhuriyet gazetesinde,“Keçiören’de yap-bana ver dönemi!” başlıklı bir haber vardı.

Haber özetle şöyle; Ankara-Keçiören belediyesi 2015 yılında iş adamı Cengiz Peker’le bir anlaşma imzalıyor ve 15 yıl işletmesi karşılığında, yap-işlet-devret (YİD) modeliyle üç katlı bir bina yaptırıyor. Binanın iki katında düğün salonları var. Üçüncü katı belediyeye ait. 15 milyon lira harcama yapan Peker, 31 Mart belediye seçimlerinden sonra (seçilen başkan değişti ama parti aynı) işlerin değiştiğini iddia ederek mahkemeye gidiyor. Söylediğine göre, belediye binada imara aykırılık var diyerek ona ait olan iki katı kapatıyor. Ama kendisine ait olan 3. kata dokunmuyor. Bu arada işletme açılırken belediyeden her türlü onay alındığı da ısrarla belirtiyor. 

Peker’in iddiasına göre, “belediye ile sözleşmesi olmasına karşın, işletmenin bazı bölümleri kendisinden alınarak” yeni belediye başkanının bir tanıdığına verilmek isteniyor. O da haklı olarak “Yaşadığım korkunç bir haksızlığı anlatacağım diyerek, 3 yıl önce hukuka ve devletime güvenerek Keçiören Belediyesi ile bir sözleşme imzaladım…sözleşmeye göre 15 yıl boyunca binadaki bütün ticari faaliyetleri ben yönetecektim.”diye isyan ediyor.

Ben, çok önemli olmasına rağmen, olayın haber ve siyaset mantığı tarafına değinmeyeceğim.

Değinmek istediğim konuların başında hukukun üstünlüğü geliyor. 

Kapitalist bir ekonomik düzende, sözleşme özgürlüğü ve hukuk güvencesi olmazsa olmazlarındandır. Yasama organı kuralları koyar. Sözleşmelerin hangi çerçevede hazırlanacağının usul ve esaslarını belirler. Ondan sonra içini doldurmak sözleşmenin taraflarına kalır. Kurallar çerçevesinde özgürce imza atarlar. Sözleşmenin uygulanmasında bir sorun çıkarsa önce idare-yürütme devreye girer. Tarafları uyarır. Uzlaşma olmazsa devreye hukuk girer. Kurallara uygunluğu araştırır, hızlı ve etkin karar vererek mağduriyeti önler. 

Söylediğim gibi, eğer bir kapitalist düzen hedefleniyorsa olması gereken bu. Ama yok, biz keyfimize göre bir düzen peşindeyiz deniyorsa o başka. O zaman kimin keyfine göre karar alınacağı bilinemeyeceği için, ekonomide kaos düzeni hakim olacağından, istihdam yaratan yatırım yapmak imkansızlaşır. Üretim azalır ve işsizlik artar.

Olayın kamu finansmanını ilgilendiren tarafı da var. Görüldüğü gibi, YİD veya yeni adıyla Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) uygulaması belediye düğün salonlarına kadar inmiş. Belediyelerin borç yapısına bakınca, yakında umumi helalar da yap-işlet-devret kapsamına alınırsa şaşırmam. 

Elimizde bir envanter yok. Ama duyumlarım, bazı belediyelerin alım garantisi vererek ekmek fabrikası yaptırdıkları yönünde. Yani belediye, her yıl kaç tane ekmek alacağının garantisini vermiş.

BAKALIM BU İŞİN SONU NEREYE VARACAK?

Çok saf bir gözle bakınca, YİD veya genelde KÖİ aslında bir proje finansmanı yöntemi. Kamu kurumları, zorunlu bir kamu hizmetine yönelik projeyi, yeterli kaynakları olmadığı için, özel sektöre yaptırıyorlar. Varsayımları şu: Özel sektör daha hızlı üretim yapar ve hizmeti daha etkin verebilir. 

Başta Kuzey Avrupa ülkeleri ve fikrin yaratıcısı İngiltere olmak üzere birçok gelişmiş ülke, bunun doğru olmadığını görerek KÖİ uygulamasından vaz geçmeye başladı.

Onların terk etmeye başladığı bir yöntemi biz havaalanı, köprü, otoyol, hastane derken şimdi de düğün salonlarına kadar geniş bir kapsamda uygulamaya başladık. 

Tabi kendimize göre kurallar koyarak! 

Bende çok merak ediyorum, bakalım bu işin sonu nereye varacak?